FAİLİ MEŞHURLAR | FMI-SK-001
AÇILIŞ SAHNESİ
Sessizliğin İçinde Büyüyen Utanç
“Onu durduran bir şey yoktu.
Ama onu başlatan şey, yıllar önce çoktan olmuştu.
Bu bir faili meşhurun hikayesiydi.”
Gece, Ukrayna kırsalında sıradan bir geceydi.
Ne siren sesi vardı, ne çığlık. Sadece geç kalmış bir tren ve istasyonda bekleyen insanlar.
Andrei Chikatilo o kalabalığın içindeydi.
Kimse onu ayırt etmiyordu.
Çünkü diğerleri gibiydi.
Orta yaşlı, silik, bakışlarını yere indiren bir adam.
Ellerini nereye koyacağını bilmeyenlerden.
Göz temasını fazla sürdüremeyenlerden.
Ama mesele, kimsenin onun ne yapacağını öngörememesi değildi.
Asıl mesele, onu yıllar içinde şekillendiren yetersizliği kimsenin fark etmemesiydi.
Utanç, Chikatilo’nun hayatında bir duygu değildi.
Bir ortamdı.
Sürekli solunan, kaçınılamayan bir atmosfer.
Çocukluğundan beri bedeni ona ihanet etmişti.
Erkekliği, toplumun tanımladığı biçimiyle, hep yarım kalmıştı.
Her aşağılanma, her başarısızlık, içerde bir yerde aynı cümleyi büyütüyordu:
Başta sorunu kendinde arıyordu: ‘Bende ne eksik?’
Ama cevap gelmeyince, soru yön değiştirdi.
Eksikliği açıklayamıyorsa, birilerinin bunun bedelini ödemesi gerekiyordu.
O gece istasyonda bekleyen kurban, onun için bir insan değildi.
Bir aynaydı.
Kendi yetersizliğini, utancını, bastırılmış öfkesini yansıtan bir yüzey.
Bu yüzden Chikatilo’nun cinayetleri ani değildi.
Plansız hiç değildi.
Ama zevk için de değildi.
Bu cinayetler,
utancı susturma girişimleriydi.
Ve her seferinde aynı şey oluyordu:
Sessizlik geliyordu.
Kısa bir süreliğine.
Sonra her şey yeniden başlıyordu.
“Bazı insanlar öldürmek ister.
Bazılarıysa, içindeki sesi susturmak ister.
Chikatilo ikincisindendi.”
Klinik Portre | Bir İnsan Nasıl Bu Noktaya Gelir?
Andrei Chikatilo’yu anlamaya çalışırken yapılabilecek en büyük hata, hikâyeyi cinayetlerden başlatmaktır.
Çünkü onun asıl kırılma noktası, kimseyi öldürmeden çok önce oluşmuştu.
Chikatilo’nun çocukluğu, yalnızca yoksullukla değil, sürekli bir tehdit algısıyla geçti. Açlık, savaş ve güvensizlik onun için geçici koşullar değil, kalıcı bir gerçeklikti. Daha çocukken bedeninin ve çevresinin kontrolünün kendisinde olmadığına dair sessiz bir kabulle büyüdü. Bu kabul, ilerleyen yıllarda onun iç dünyasında hiç kaybolmadı.
Ailesiyle kurduğu bağ, koruyucu olmaktan uzaktı. Şefkat düzensizdi. Güven ise neredeyse yoktu. Bu ortamda büyüyen bir çocuk için dünya, keşfedilecek bir yer değil; katlanılması gereken bir alandı. Duygular ifade edilmez, bastırılırdı. Utanç konuşulmaz, taşınırdı.
Ergenlik dönemine gelindiğinde tablo daha da belirginleşti. Chikatilo’nun cinsel gelişimi, akranlarından belirgin biçimde farklıydı. Bedeniyle kurduğu ilişki sorunluydu; cinsellik onun için yakınlık ya da hazla değil, kaygı ve yetersizlikle eşleşti. Başarısız deneyimler, aşağılanma korkusunu derinleştirdi. Bu noktadan sonra cinsellik, doğal bir süreç olmaktan çıkıp zihinsel bir yük haline geldi.
Sosyal ilişkilerde silik, edilgen ve çekingen bir profil çiziyordu. İnsanlarla temas etmek istiyor ama aynı anda bu temastan kaçınıyordu. Özellikle kadınlarla kurduğu ilişkiler, yoğun bir gerilim taşıyordu. Yakınlaşma isteği, eş zamanlı bir reddedilme beklentisiyle sabote oluyordu. Bu döngü her tekrarlandığında, içsel bir anlatı güçleniyordu:
“Sorun onlarda değil, bende.”
Ancak bu düşünce kalıcı olamadı çünkü sürekli kendini suçlamak, bir süre sonra taşınamaz bir yüke dönüşür. Chikatilo’nun zihninde burada bir kayma başladı. Eksiklik duygusu ortadan kalkmadı ama yön değiştirdi. Artık mesele “neden böyleyim?” sorusu değildi. Mesele, bu eksikliğin yarattığı acının tek başına taşınmak zorunda olup olmadığıydı.
Bu noktada kişilik yapısında belirgin bir ayrışma görülür. Dışarıdan bakıldığında pasif, uyumlu ve zararsız bir figür vardır. İçeride ise bastırılmış öfke, utanç ve kontrol kaybı duygusu birikir. Bu iki alan arasında sağlıklı bir geçiş oluşmadığı için, iç dünya giderek kapalı ve tehlikeli bir hâl alır.
Önemli bir ayrıntı şudur:
Chikatilo’nun hikâyesinde ani bir “kötüleşme” yoktur.
Burada bir kopuş değil, yavaş bir birikme vardır.
Travma, cinsel yetersizlik, sosyal aşağılanma ve duygusal izolasyon; tek başlarına açıklayıcı değildir. Ama yan yana geldiklerinde, kişinin kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişkiyi sessizce dönüştürürler. Bu dönüşüm fark edilmez. Çünkü bağırmaz.
İçeride olur.
Ve tam da bu yüzden, Chikatilo uzun süre kimsenin dikkatini çekmedi.
Tehlikeli görünmüyordu.
Sadece eksik görünüyordu.
Ama bazı eksiklikler, telafi edilmediğinde;
başka biçimlerde dışarı çıkar.
Tanı Değil, Desen | DSM-5 Perspektifi
DSM-5, tek başına bir insanı açıklamaz.
Ama bir insanın nasıl işlediğini anlamak için güçlü bir harita sunar. Chikatilo’nun vakasında bu harita, kesin tanılardan çok tekrar eden davranış örüntülerini gösterir.
Burada önemli olan şey şudur:
Chikatilo belirli bir anda “başka birine” dönüşmedi.
O, yıllar boyunca aynı psikolojik mekanizmalarla baş etmeye çalıştı ve her seferinde biraz daha başarısız oldu.
DSM-5 çerçevesinden bakıldığında ilk göze çarpan desen, benlik algısındaki süreğen kırılmadır. Kendilik değeri dış onaya bağımlıdır ve bu onay sürekli eksik kalır. Bu durum, kişinin iç dünyasında kalıcı bir yetersizlik hissi yaratır. Yetersizlik hissi ise zamanla yalnızca bir duygu olmaktan çıkar, kişiliğin merkezine yerleşir.
Bu noktada savunma mekanizmaları devreye girer. Chikatilo’nun örüntüsünde en belirgin olanlar şunlardır:
• Bastırma:
Cinsel dürtüler ve saldırgan fanteziler bilinç düzeyinde kabul edilemez olduğu için bastırılır. Ancak bastırılan içerik yok olmaz; dolaylı ve daha ilkel yollarla geri döner.
• Yer Değiştirme:
Öfkenin gerçek kaynağına yöneltilmesi mümkün olmadığında, daha zayıf ve savunmasız hedeflere kaydırılması. Bu, kurban seçiminin neden rastgele değil, belirli bir profile bağlı olduğunu açıklar.
• Dışsallaştırma:
“Bende bir sorun var” düşüncesi sürdürülemez hâle geldiğinde, sorun dış dünyaya taşınır. Acının nedeni artık kişinin kendisi değil, başkalarıdır.
Bu savunmalar tek tek bakıldığında sıradan görünebilir. Ancak Chikatilo’nun vakasında önemli olan şey, bu mekanizmaların aynı anda ve uzun süre boyunca çalışmasıdır. Bu da kişide içsel bir denge değil, içsel bir gerilim üretir.
Bir diğer dikkat çekici desen, dürtü kontrolündeki parçalanmadır. Chikatilo günlük yaşamında büyük ölçüde kontrol sahibi görünür. İşine gider, sosyal rolleri sürdürür, dikkat çekmez. Ancak bu kontrol, bütüncül değildir. Belirli alanlarda aşırı bastırma varken, belirli anlarda ani çözülmeler yaşanır. Bu çözülmeler planlıdır ama sağlıklı değildir.
Burada altını çizmek gerekir:
Bu durum, ani bir öfke patlaması değildir.
Bu, uzun süre tutulmuş bir basıncın kontrollü bir şekilde boşaltılmasıdır.
DSM-5 perspektifi açısından bakıldığında Chikatilo’yu açıklayan şey, tek bir tanıdan çok şudur:
— süreğen utanç
— kırılgan benlik
— bastırılmış cinsellik
— ve telafi edilemeyen kontrol ihtiyacı
Bu unsurlar bir araya geldiğinde, kişi için iki seçenek kalır:
Ya içe çöküş,
ya dışa taşan yıkım.
Chikatilo ikinci yolu seçti.
Ama bu seçim bir anda yapılmadı.
Yavaşça normalleşti.
Ve tam da bu nedenle, çevresindekiler için olan biten şey uzun süre anlamsız göründü.
Çünkü ortada bir “delilik anı” yoktu.
Sadece, kimsenin yeterince yakından bakmadığı bir desen vardı.
Suçun Psikodinamiği | Bir Davranışın Girift Mantığı
Chikatilo’nun cinayetlerine bakıldığında ilk fark edilen şey, rastlantı yokluğudur. Kurbanlar farklı zamanlarda, farklı yerlerde seçilmiş gibi görünür. Ama bu yalnızca yüzeyde doğrudur. Derine inildiğinde, cinayetlerin aynı iç ihtiyaca hizmet ettiği görülür.
Burada mesele öldürmek değildir.
Mesele, bir duyguyu düzenlemektir.
Chikatilo’nun iç dünyasında cinsellik, yakınlık ya da hazla değil; yetersizlik, utanç ve kontrol kaybıyla eşleşmiştir. Bu nedenle klasik anlamda cinsel doyum onun için mümkün değildir. Cinsel uyarılma, tek başına bir tatmin yaratmaz. Aksine, eksiklik hissini daha da görünür kılar. İşte bu noktada şiddet devreye girer.
Şiddet, onun için bir amaç değil; araçtır.
Utancı bastırmak, kontrolü geri almak ve içsel kaosu kısa süreliğine susturmak için kullanılan bir araç.
Kurban seçimi bu yüzden tesadüfi değildir. Çocuklar ve gençler, onun zihninde iki kritik özelliği bir arada taşır:
- Fiziksel ve psikolojik savunmasızlık
- Güç dengesinin baştan eşitsiz oluşu
Bu eşitsizlik, Chikatilo’ya gündelik hayatta asla sahip olamadığı bir konum sunar. Burada ilk kez, durum onun kontrolündedir. Bu kontrol yalnızca fiziksel değildir; psikolojiktir. Kurbanın korkusu, çaresizliği ve çözülüşü, onun iç dünyasında eksik olan şeyi geçici olarak tamamlar.
Önemli bir ayrıntı şudur:
Cinayet sırasında yaşanan şey, anlık bir öfke patlaması değildir.
Bu süreç duygusal olarak yapılandırılmıştır.
Önce gerilim birikir.
Sonra temas kurulur.
Ardından kontrol sağlanır.
Ve en sonunda, kısa süreli bir rahatlama gelir.
Bu rahatlama, Chikatilo’nun aradığı şeydir. Ama kalıcı değildir. Çünkü temel sorun çözülmez. Utanç ortadan kalkmaz. Yetersizlik hissi yok olmaz. Sadece bir süreliğine sessizleşir. Bu sessizlik geçicidir ve her seferinde biraz daha kısa sürer.
İşte tekrar döngüsü tam burada başlar.
Her cinayet, bir öncekinden daha “yeterli” olmak zorundadır. Çünkü içerdeki boşluk büyür. Bu da davranışın giderek daha riskli, daha kontrolsüz ve daha sık hale gelmesine yol açar. Zamanla, ilk başta işe yarayan yöntemler yetersiz kalır. Bu noktada şiddetin dozu artar. Çünkü artık hedef yalnızca kontrol değil, duygusal uyuşmayı aşmaktır.
Burada altını çizmemiz gereken kritik bir nokta var:
Chikatilo’nun cinayetlerinde sadistik bir hazdan çok, işlevsel bir zorunluluk görülür. Bu, onu daha az tehlikeli yapmaz. Aksine, daha öngörülemez kılar. Çünkü davranışın arkasında “zevk” değil, denge arayışı vardır.
Bu denge arayışı, dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz görünür. Çünkü toplum genellikle suçta “öfke” ya da “haz” arar. Oysa Chikatilo’nun dünyasında suç, bir duyguyu boşaltmak değil; bir duyguyu bastırmak içindir.
Ve bastırılan her şey gibi, bu da tekrar eder.
Her cinayet, onun zihninde aynı cümleyi üretir:
“Şimdi durdum.”
Ama her seferinde, içerde bir yerde başka bir ses başlar:
“Henüz bitmedi.”
Bu yüzden Chikatilo için suç, bir başlangıç ya da bir son değildir.
Bu, döngüsel bir düzenleme çabasıdır.
Ve düzenlenemeyen her şey, eninde sonunda daha yıkıcı yollar arar.
Gözlem ve Görüşme | Faille Aynı Odada
Bir seri katili anlamak için söylediklerine fazla kulak verirseniz, yanılırsınız.
Asıl veri, nasıl söylediği, ne zaman sustuğu ve hangi noktada kaçtığıdır.
Andrei Chikatilo ile yapılan görüşmelerde ilk dikkat çeken şey, anlatının dağınıklığı değil; seçiciliğidir. Bazı anları ayrıntıyla anlatır. Bazı anları ise neredeyse hiç yok sayar. Bu, hafıza kaybı değildir. Bu, bilinçli bir düzenlemedir.
Adli psikolojide gözlem, yalnızca sözel içerikle sınırlı değildir. Tonlama, duraksama, tekrar eden ifadeler ve bedensel mikro tepkiler en az kelimeler kadar bilgi taşır. Chikatilo’nun görüşmelerinde sıkça rastlanan örüntü şudur:
— Sorumluluk sorulduğunda anlatı genişler.
— Duygular sorulduğunda anlatı daralır.
Bu daralma, özellikle utançla temas eden sorularda belirginleşir. Göz temasının kesilmesi, cümlelerin yarım kalması ve konunun hızla başka bir yere çekilmesi, duygusal içeriğin hâlâ düzenlenemediğini gösterir. Burada kişi yalan söylemekten çok, kaçınmaktadır.
Görüşmeler sırasında Chikatilo’nun kendini konumlandırma biçimi de dikkat çekicidir. Kendini aktif bir failden ziyade, olayların içine sürüklenmiş biri olarak sunma eğilimi vardır. Bu, klasik bir kendini aklama stratejisidir. Ancak tamamen bilinçli bir manipülasyondan çok, benlik bütünlüğünü koruma çabası olarak okunmalıdır.
Sık kullanılan anlatı kalıpları şunlardır:
- “Kontrolüm dışındaydı”
- “Ne yaptığımı tam hatırlamıyorum”
- “Bir şey beni itti”
Bu ifadeler, suçun dışsallaştırıldığını gösterir. Eylem vardır ama özne bulanıklaştırılır. Böylece kişi, hem olanı inkâr etmez hem de tam sorumluluğu üstlenmek zorunda kalmaz.
Sessizlikler bu noktada kritik hale gelir. Özellikle cinayet anına gelindiğinde, sessizlikler uzar. Bu sessizlikler boş değildir. Tam tersine, yüksek duygusal yüke işaret eder. Adli görüşme literatüründe bu tür sessizlikler, bastırılmış içeriğin yüzeye yaklaşmasıyla ilişkilendirilir. Kişi konuşursa, kontrol kaybı yaşayacağını bilir. Susmak, burada bir savunmadır.
Önemli bir ayrıntı daha vardır:
Chikatilo, görüşmelerde pişmanlık dili kullanır. Ancak bu pişmanlık, kurbanlara yönelik değildir. Daha çok sonuçlara yöneliktir. Yakalanmış olmaya, kontrolün kaybolmasına, düzenin bozulmasına. Bu ayrım, empati ile kendilik kaygısı arasındaki farkı net biçimde ortaya koyar.
Burada altını çizmek gerekir:
Empati eksikliği, duygusuzlukla karıştırılmamalıdır. Chikatilo duygusuz değildir. Aksine, yoğun duygulara sahiptir. Ancak bu duygular başkalarına değil, kendi iç durumuna odaklıdır. Bu da görüşmelerde anlatının sürekli “ben” etrafında dönmesine yol açar.
Adli psikolojide etkili görüşme, faili köşeye sıkıştırmak değil; deseni görünür kılmaktır. Chikatilo’nun görüşmelerinde desen nettir:
— Utanç tetiklendiğinde kaçınma
— Kontrol kaybı tehdidinde dışsallaştırma
— Güç algısı zedelendiğinde savunma
Bu desen, cinayetlerde gördüğümüz psikodinamikle birebir örtüşür. Görüşme odası ile suç mahalli arasında, zihinsel olarak bir fark yoktur. Aynı mekanizmalar çalışır. Sadece araçlar değişmiştir.
Ve belki de en çarpıcı nokta şudur:
Chikatilo konuşurken, çoğu zaman karşısındakini değil; kendini ikna etmeye çalışır. Anlatı, dinleyici için değil, içerdeki çatlağı geçici olarak kapatmak içindir.
Bu yüzden görüşme bittiğinde, odada kalan şey cevaplar değil;
açıkta kalmış sorulardır.
“Geçerli Sebep” Meselesi | Haklılık Yanılsaması
Bir noktadan sonra herkes aynı soruyu sorar.
Bazen yüksek sesle, bazen sadece içinden:
“Ama bir sebebi olmalı.”
Bu soru, suçu açıklama arzusundan çok, onu katlanılabilir hâle getirme ihtiyacından doğar. Çünkü sebepsiz bir kötülük, insan zihni için daha tehdit edicidir. Chikatilo’nun vakasında da tam olarak bu ihtiyaç devreye girer.
Onun hikâyesinde gerçekten de açıklanabilir unsurlar vardır:
— travma
— yoksulluk
— cinsel yetersizlik
— sosyal aşağılanma
— kronik utanç
Bunların her biri, davranışı anlamaya yardımcı olur.
Ama burada çok kritik bir ayrım yapılmalıdır.
Açıklama, gerekçe değildir.
Psikolojik açıdan bakıldığında Chikatilo’nun geliştirdiği şey bir “sebep” değil, bir haklılık anlatısıdır. Bu anlatı, yaşadığı içsel acıyı anlamlandırmak ve dayanılır kılmak için inşa edilmiştir. Başlangıçta bu anlatı sessizdir. Yalnızca zihnin içinde dolaşır. Zamanla güçlenir. Sonunda eylemi mümkün kılan bir çerçeveye dönüşür.
Bu çerçevede temel varsayım şudur:
“Benim yaşadığım şey sıradan değil.
Bu acı, olağan yollarla taşınamaz.”
Bu düşünce yerleştiğinde, bir sonraki adım kendiliğinden gelir:
“O hâlde bu acının bir bedeli olmalı.”
Haklılık yanılsaması tam burada başlar.
Kişi artık yaptığını “iyi” olarak görmez belki, ama kaçınılmaz olarak görür. Kendini suçun merkezinde değil, koşulların sürüklediği bir noktada konumlandırır. Böylece sorumluluk hissi azalır; eylem, ahlaki bir tercih olmaktan çıkıp sözde bir zorunluluğa dönüşür.
Adli psikoloji açısından bu durum son derece tanıdıktır. Fail, yaşadığı içsel yıkımı gerekçe göstererek, dış dünyaya yönelttiği yıkımı meşrulaştırmaya çalışır. Burada önemli olan, bu meşrulaştırmanın dışarıya değil, öncelikle kendine yönelik olmasıdır.
Chikatilo’nun anlatısında sıkça rastlanan “kontrolüm dışındaydı”, “beni bir şey itti” gibi ifadeler, tam da bu haklılık yanılsamasının dilsel yansımalarıdır. Eylem vardır, ama özne geri çekilir. Böylece kişi, yaptığı şeyle arasına güvenli bir mesafe koyar.
Ancak bu mesafe gerçekte yoktur.
Psikolojik olarak inşa edilmiştir.
Bu noktada net olmak gerekir:
Travma, yoksulluk ya da yetersizlik kimseyi öldürmez.
Ama bu unsurlar, öldürmeyi mümkün kılan bir iç anlatının hammaddesini oluşturabilir.
Anlamak, burada yalnızca şunu görmemizi sağlar:
Bu anlatı nasıl kuruldu?
Ama bu anlatıyı kabul etmek, onu geçerli kılmaz.
Kapanış | Sessiz Bir Soru
Chikatilo yakalandığında dosya kapandı.
Cinayetler durdu.
İstatistikler tamamlandı.
Ama hikâye bitmedi.
Çünkü bu dosyada asıl mesele, işlenen suçlar değildir.
Asıl mesele, bu suçlara giden yolun ne kadar sessiz olmasıdır.
Kimse onu “tehlikeli” olarak tanımlamadı.
Kimse alarm vermedi.
Kimse, bu biriken utancın, bu çözülemeyen yetersizliğin, bu içe doğru çöken benliğin nereye varabileceğini ciddiyetle düşünmedi.
Belki de sorun şudur:
Biz genellikle sonucu izleriz.
Süreci değil.
Oysa bu hikâye, cinayetle başlamadı.
Bir çocukla başladı.
Bir eksiklik hissiyle.
Bir utançla.
Ve yıllar boyunca fark edilmeden büyüyen bir sessizlikle.
Bu yüzden dosya kapanırken geriye tek bir soru kalır:
Bu suç gerçekten tek bir kişiye mi aitti,
yoksa kimsenin duymadığı bir sessizliğe mi?
Cevap net değildir.
Ama soru, hâlâ oradadır.
Ve belki de asıl tehlikeli olan budur.
KAYNAKÇA
DSM-5 (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 5th Edition)
https://www.psychiatry.org/psychiatrists/practice/dsm
DSM-5’e Göre Anormal Psikoloji
https://www.nobelkitabevi.com/dsm-5e-gore-anormal-psikoloji
Adli Psikoloji ve Suç Psikolojisine Giriş
https://www.nobelkitabevi.com/adli-psikoloji-ve-suc-psikolojisine-giris
Anormal Psikolojide Vaka Çalışmaları
https://www.nobelkitabevi.com/anormal-psikolojide-vaka-calismalari
Adli Psikolojide Gözlem, Görüşme ve Psikolojik Değerlendirme
https://www.nobelkitabevi.com/adli-psikolojide-gozlem-gorusme-ve-psikolojik-degerlendirme
